Meraklısına: Mimar Sinan Kimdir?

Meraklısına: Mimar Sinan Kimdir?

Mimar Sinan’ın Hayatı

MİMAR SİNAN [1490 - 1588]
Büyük Osmanlı mimarı.
Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. 1511′de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Üç sene sonra mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi.

1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü’nde karşı sahile gitmek için Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatması ile büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağında itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538 yılında Hassa başmimarı oldu.

Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Haleb’de Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Haleb’deki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden oluşan külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.

Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzadebaşı Camii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzadebaşı Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır.

Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve ‘ustalık eserim’ diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camiidir (1575).

Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkanların yıkımını sağladı.

İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir.

Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 364 eser vermiştir.

Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 1588’de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı sade türbeye gömüldü.

Mimar Sinan’ın Eserleri:

Şehzade (Mehmed) Külliyesi, 1543-1548, İstanbul;
Rüstem Paşa Külliyesi, 1544-1555,Tahtakale/İstanbul;
Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, 1546, İstanbul;
Hayrettin Paşa Hamamı (Çinili Hamam) 1546, Zeyrek/İstanbul;
Mihrimah Sultan Külliyesi, 1547-1548, Üsküdar/İstanbul;
Rüstem Paşa Medresesi, 1550,Cağaloğlu/İstanbul;
Süleymaniye Külliyesi, 1550-1557, İstanbul;
Zal Mahmut Paşa Külliyesi, 1551-1566, Eyüp/İstanbul;
Sinan Paşa Külliyesi, 1553-1555, Beşiktaş/İstanbul;
Kırkçeşme Su Yapıları, 1555-1563, AlibeyKöyü/İstanbul;
Haseki Hürrem Sultan (Çifte) Hamamı, 1556, Sultanahmet/İstanbul;
Rüstem Paşa Kervansarayı, 1560, Edirne;
Mihrimah Sultan Külliyesi, 1562-1565, Edirnekapı/İstanbul;
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi,1564-1569, Lüleburgaz;
Büyükçekmece Köprüsü, 1566-1568, İstanbul;
Sultan Süleyman Kervansarayı, 1566-1567, Büyükçekmece/İstanbul;
Selimiye Külliyesi, 1567-1575, Edirne;
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, 1571-1572, Kadırga/İstanbul;
Piyale Paşa Camisi, 1573-1577, Kasımpaşa/İstanbul;
Sultan II. Selim Türbesi, 1574-1577, Ayasofya/İstanbul;
Sokullu Mehmet Paşa Camii, 1577-1578, Azapkapı/İstanbul;
Valide Sultan Külliyesi, 1577-1583, Üsküdar/İstanbul;
III. Murat Köşkü, 1578, Topkapı Sarayı, İstanbul;
Kılıç Ali Paşa Camisi, 1580, Tophane/İstanbul;
Şemsi Ahmet Paşa Camisi, 1580, Üsküdar/İstanbul.

Mihrimah Sultan ile Mimar Sinan Aşkı

Güneş hergün Mihrimah’tan doğar, Mihrimah’tan batar…

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi…onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.

İki cami arasında müthiş bir hesaplama, müthiş bir estetik, inanılmaz bir uyum vardır.

Beyazıt gibi yüksek bir tepeden baktığınızda Üsküdar’daki Mihrimah Camisi’nin iki minaresi arasından güneşin doğuşunu görürsünüz, aynı noktadan akşam ters yöne baktığınızda güneş Edirnekapı’daki Mihrimah Camisi’nin minaresinin dibinden batar.

Bu muazzam hesaplama Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultana karşı duyduğu platonik aşka bağlanır.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bir yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur:

Edirnekapı camisinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay yükselir!

Güneş ve ay aynı anda görülür…

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır…






Yorum Gönder

Yorum bırakın trackback sitenize.. Yorumları takip için lütfen üye olun RSS.

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. İşaretli alanları doldurun *

Önceki yazıyı okuyun:
Gebelikte Yapılması Gereken Testler
Gebelikte Yapılması Gereken Testler

Gebelikte Yapılması Gereken Testler...

Kapat